Sarı Yelekliler Eylemleri Batı ülkelerinde Devrim sesleri yükseliyor

Fransa’yı ayağa kaldıran eylemler yapan Sarı yelekliler, gösterilerin 38. haftasında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin eleştirdiklerini politikalarını protesto etmek için yeniden sokağa çıktı. Eylemlerin 38. haftasında, Sarı Yelekliler Eylemleri Batı ülkelerinde Devrim sesleri yükseliyor.

İlk başta, akaryakıt zamları ve kötü ekonomik şartlara ve yönetim politikalarına tepki olarak başlayan fakat daha sonra Macron yönetimine karşı halkın çoğunluğunun katıldığı kitlesel gösterilere dönüşen sarı yelekliler eylemleri, yoğun ve sert güvenlik tedbirleri altında bu hafta da devam etti.

Sarı Yelekliler, eylemlerin 38. haftasında verdikleri mesajda, “Macron yüzsüz çıktı; biz artık istifa değil devrim istiyoruz” şeklinde konuştular. Sarı yelekliler eylemlerinin 38. haftasında Fransa’da devrim sesleri yükseldi.

Paris’in Clichy Mahallesi’nde toplanan çok sayıda eylemci kent sokaklarında yürüyüş yaptı. Polis, eylemler sırasında farklı maddeler fırlatan eylemcilere karşı biber gazıyla müdahale etti. Yoğun olarak “Macron istifa” sloganları atan ve 12. Paris’te bulunan Lyon Tren Garı’na girmek ve eylemlerini orada sürdürmeye çalışan protestocuları polis engelledi.

Sarı Yelekliler Eylemlerinde Devrim sesleri yükseldi

Paris’teki eylemlerin dışında, ülke genelinde Montpellier, Lille, Bordeaux, Toulouse gibi kentlerde de eylemler yapıldı. İçişleri Bakanlığı tarafından, ülke genelinde düzenlenen çok sayıda gösterilere halkın katılım sayısına ilişkin hiç bir  bilgi paylaşılmaması dikkat çekti.

Polis, daha önceki haftalarda olduğu gibi Champs-Elysees Caddesi, Ulusal Meclis ve geçtiğimiz Nisan ayında çıkan yangında büyük zarar gören Notre Dame Katedrali çevresinde gösteri yapılmasını yasakladı.

Fransa’da Sarı yeleklilerin eylemleri, 17 Kasım 2018’den bu yana devam ederken; ülke geneline yayılan gösterilerde şimdiye kadar 11 kişi hayatını kaybetti, bin 797’si polis 4 bin 245 kişi yaralandı ve 12 bin 107 kişi gözaltına alındı.

Sarı Yelekliler’den sonra Kara Yelekliler geliyor

Sarı Yelekliler hareketinden esinlenerek, Fransa’da kurulan bir diğer siyasi eylem grubu olan Kara Yelekliler; (Gilet Noirs), başkent Paris’in de dahil olduğu Ile de France bölgesinde zor şartlarda sokaklarda yaşayan veya yer bulabilenleri sığınma evlerinde yaşayan göçmenlerden oluşuyor.

Kara Yelekliler, Kendilerini, Fransa’da “seslerini duyuramayan, yüzleri ve belgeleri olmayan kişiler” olarak tanımlıyorlar.

Fransa’nın başkenti Paris’in önemli tarihi eserlerinden Pantheon, çok sayıda Kara yelekli belgesiz göçmen tarafından işgal edildi. Başbakan Edouard Philippe’ten randevu isteyen Kara yelekli göçmenler kendi durumlarının yasallaşması talebiyle eylem yaptı.

Kalabalık bir eylemci grubunun toplandığı gösteriye “Kara Yelekliler” ve “Chapelle Ayakta” hareketleri öncülük etti. Eylemci topluluk, “Kara Yelekliler belgelerini istiyor!” sloganı atarak bina önünde protestolarına devam etti.

Polisin çok sıkı güvenlik tedbirleri altında yapılan basın açıklamasında eylemci grup, “herkes için lojman ve belge” talebinde bulundu.

1981’den bu yana belgesiz göçmenler konusunda hiç bir düzenleme yapılmadığına vurgu yapan bir gösterici, “Birçok kişi yıllardır belgesiz yaşıyor. Belgelerde olağan dışı bir düzenlemenin yapılması için başbakanın dikkatini çekmek hedefiyle Pantheon’u işgal ediyoruz.”şeklinde görüşlerini açıkladı.

Dünyayı saran halk hareketlerinin sebep sonuç ilişkileri

Bu noktada timeturk.com sitesinde yayınlanan Sosyolog – yazar Hüsamettin Piraz’ın Arap baharı ve dünyaya etkileri konusundaki yazısından bir bölümü alıntı yapma gereği ortaya çıkıyor. Yazar konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:

“Kuzey Kore’nin yanısıra İsrail, İran, Rusya, Çin gibi demokrasiden uzak ve baskıcı yönetimlerin hüküm sürdüğü ülkeler, bu rüzgardan doğrudan etkilenebilir diye düşünülürken, daha öncesinde Piyasa şartlarının kesin kurallar olarak uygulandığı ve sınıflar arası farkların uçurumlar haline geldiği batı dünyasından ülkelerde, “Amerikan baharı”, “İngiliz Baharı” olarak nitelendirebileceğimiz halk hareketleri, aniden dünya kamuoyunun gündemine oturuverdi.

“Arap Baharı” halk hareketleri, Batı dünyasına farklı bir şekilde yansıdı ve oralarda hayatlarından memnun olmayanlar, seslerini meydanlara çıkarak duyurmaya çalışıyor. Bu eylemlere imza atan ”işgalciler” de, 17 Eylül 2011’den beri ”eşit gelir dağılımı” için sokakları mesken tutan ve çoğunluğunu genç ve işsiz Amerikalıların oluşturduğu ”Wall Street’i İşgal Et” hareketi, temel sorun olarak gelir dağılımındaki adaletsizliği ortaya koyuyor. En zengin yüzde 1’lik kesimin ülke gelirinin yüzde 35’ine sahip olduğuna dikkati çeken ve kendilerini geriye kalan ”yüzde 99” olarak nitelendiren protestocuların hedefinde finans sektörü, büyük Amerikan şirketleri ve lobiler var.

Başladıktan sonra 82 ülkeye yayılan Wall Street’i işgal et eylemleri..

Eylemcilerin hedefinde neden finans sektörü var? 

”Wall Street’i İşgal Et” eylemcilerinin işaret ettiği üzere, Dünya ekonomisinin 21. Yüzyıla, ileri düzeyde finansallaşmış biçimde girmesiyle, Ülkeden ülkeye mal ve hizmet ticareti günde 40 milyar doları bulmazken, yine ülkeden ülkeye (cross-border) finansal işlemlerin hacmi bazı günler 4 trilyon doları buluyor. Kapitalist sistemde güç sermayeden, sermaye ise finanstan ibaret hale geldi. Bu durum tarihte benzeri görülmemiş bir “servet ve gelir kutuplaşması” ortaya çıkardı. En demokratik ülkelerde bile nüfusun çok küçük bir bölümü, gelir ve servetin çok büyük bir bölümüne sahip olmaya başladı. Yaşam biçimlerini de sıradan insanlardan tamamen ayırıp “kendilerini gettolaştıran” bu kesimler, özel sitelerde, bedelini doğrudan ödedikleri güvenlik kuvvetlerinin gözetiminde, adeta devlete bile ihtiyaç duymadan yaşamaya başladılar. 

Hedef finans sektörü olunca, protestocular da finansın kalbi Wall Street’i kendilerine mekan olarak seçti. Sosyal medyanın da desteğiyle tüm dünyanın ilgisini çeken ve kısa sürede büyük destek gören hareketin takipçileri, 100’e yakın ülkede meydanları doldurdu ve doldurmaya devam ediyor. Aslında oralarda karşı karşıya olunan durum sadece bir finansal, ekonomik kriz değil, aynı zamanda sosyal bir kriz, iklim krizi, enerji krizi… Grubun gelecek günlerde alacakları sonuçlar, kapitalizmden uygun bir çıkış şeklinde olabilirse bu sonuç, “Arap Baharı” hareketlerinin batı dünyasına da güzel bir yansıması olarak tarihteki yerini alacaktır.

Paris’te Sorbonne Üniversitesi’ndeki bir öğrenci ayaklanmasından filizlenen 68 olaylarına da benzeyen “Arap Baharı” eylemleri, tıpkı 1968 yılındaki halk hareketlerinin tüm Dünya’yı etkilemesi gibi Dünya’yı etkilemeye devam ediyor. Bu defa Tunus’ta spontane gelişen bir halk ayaklanmasının ardından oluşan, sosyal medyanın gücünü ve desteğini de yanına alarak domino etkisiyle tüm Dünya’yı farklı biçimlerde değişimleriyle sarsan “Arap Baharı” eylemleri, “2011 Kuşağı” nın sürüklediği “2011 Olayları” olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.

Avrupa baharı ve Amerika baharı mı geliyor?

Amerika’da, İngiltere’de ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde, “Arap Baharı” rüzgarıyla ortaya çıkan “bahar” girişimi halk hareketleri, polisiye tedbirlerle zor kullanılarak bastırılmaya çalışılıyor. Bu ülkelerde meydanlara toplanan protestocu halk kitleleri, zor kullanılarak veya bir kısmı hapse atılarak meydanlardan uzaklaştırılsa da, o ülkelerde var olan ve bu kalabalıkların meydanlara inmesine sebep olan sorunlar ortadan kaldırılmış mı olacak ? Tabi ki hayır. Bugün Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde insanları mutsuz eden sorunlar, yakın gelecekte bu ülkelerde sürekli halk eylemlerinin ortaya çıkmasına neden olacak ve bizler de o ülkelerin adıyla tarihe geçecek “bahar” ların sonuçlarının dünyamızı ne şekilde etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz. 

Halk hareketleri farklı tarihlerde, sosyal, ekonomik bir konjonktür dahilinde her zaman ortaya çıkabilecek sosyal olaylardır. Sosyal patlamalar, devrimler ve isyanlar, önceden çoğunlukla öngörülemezler ve tıpkı Tunus’ta başlayıp Wall Street’te ve Dünya’nın başka ülkelerinde devam eden hareketler gibi, bu tür olayları halktan başka kimsenin yapamayacağı da bilinen bir gerçek. Bu tür halk hareketlerinin hiçbiri, diğerine tam olarak benzemediği gibi 1968 ile 2011 olaylarının benzer taraflarının da olduğu açık. Şu yaşadığımız olaylar çerçevesinde insanlık yeni bir döneme giriyor. Bunun sonunda umarız doğu toplumları, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensiplerine uygun yönetimler kazanırken, batı toplumlarında da kapitalizmden çıkmanın yöntemleri, araçları ve modaliteleri gündeme gelecektir. Batılı ülkelerde de insanlar adalet istiyor. Halk hareketlerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek isteyen devletler olsa da, zamanla her şey aslına rücu edecek ve eninde sonunda halkların istediği sonuçlar gerçekleşecektir.” 

Batı dünyasında kapitalizmin maddi varlıkları esas alan ve insanı dışlayan uygulamaları sonucunda ortaya çıkan; “Zenginsen her şeye sahipsin, fakirsen hiç bir şeysin” anlayışının sonucunda batıda çok zenginler ve fakir halk adeta ortadan ikiye bölünmüş bir görüntü veriyor. Bu süper zenginler ve fakir halk kesimleri arasındaki toplumsal uçurumların giderek büyüdüğü batı ülkelerinde “Sarı yelekliler eylemleri” veya “Kara yelekliler eylemleri” gibi başlangıç sayılabilecek eylemlerin toplumları hangi aşamalardan geçmek zorunda bırakacağını tarih gösterecek.

Söz konusu ülkelerdeki yöneticiler de, türbülans halinde gelişen toplumsal hareketler karşısında ne yapacağını bilemez ve ivmesi giderek artan sosyal hareketler karşısında güç yetiremez  halde günü kurtarma telaşı içerisinde; Osmanlı Devletinin hasta adam olarak nitelendiği dönemlerdeki “Kuyucu Murat Paşa yöntemlerini” andıran aşırı sert tedbirlerle bu eylemleri bastırmaya çalışıyorlar.  Oysa akıllı siyasetçiler, “nehre karşı yüzülmez” kuralını bilir ve toplumsal hareketlerin halkın talepleri yönünde yönetilmesi gereğini yerine getirirler.

 

Kaynak : Hızır İlyas Genç / yukselentv.com
***

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir